4/ Mart Polisevi Tutanağı,
Bu gün 4- Mart- 2008 Salı. Akşam dostlarla Beylerbeyi Polisevinde '''Wiegesagt
so getan'' yapıp, toplanacağız. Yine alkollü ve neş'eli bir gece geçireceğimizi
umuyorum.
Sabahtan, önce Celal'in mideyi bozduğu, bir de üstüne ateşinin çıktığını
yazması canımı sıkmıştı ki, bir de sevgili Ata'nın iptal notunu söylediler.
Birden moralim bozuldu. Ata'nın sevgili eşi Nur, çok çok eski arkadaşımdır.
Ve şu sıralarda, ciddi sağlık sorunları olduğunu biliyordum. Bir terslik
olmaması için dua ederek, telefonu çevirdim. Açan Nur'du .Henüz ameliyat
etmemişler. Bir troid sorununu çözmeye çalışıyorlarmış. ''Keyfim yok, Ata
da beni yalnız bırakmak istemedi .'' dedi. Anlayışla karşıladım. Hepimizin
O'nun için duacı olacağını söyledim .Sevgilerini gönderdi.
17.30'da Feyyaz'lar bizi almaya bu defa, 2007 Opel Astra ile geldiler. Bu
minibüscülükte iyi para var her halde .Allah daha iyilerini kısmet etsin
.Altın gibi kalbi vardır. Bakmayın O'nun Beylerbeyi şişesinde balık gibi
durduğuna. Serap'ın neş'eli kahkahaları ile kestirmeden kısa sürede Beylerbeyi'ne
vardık. Arabada da Feyyaz'dan, Dürr Ömer'in yoğunluğu nedeniyle gelemeyeceğini
öğrendim. Çağrışım nedeniyle, '' Ağbi, ben de Ömer Faruk Çakıcı'dan emin
değilim. Hayatta kimseye, O'na dil döktüğüm kadar dil dökmedim. Adam beni
çiğneyip, bütün gruba rezil etti, hala bir satır yazmıyor. İster misin bu
gece de gelmesin.'' diyerek dedikodusunu yaptım .( Tuncay'ım, burada bir
ince kalay olduğunu sezmişsindir, mutlaka.)
Kapıdaki aramayı geçip salona girdiğimizde, çok utandım. Sevgili İklil ve
Ömer, ilk gelenlerdi. Dışarıda birer kahve içerek, gün batımını ve Boğaz'ın
güzelliklerini seyretmişler, fotoğraflar çekmişlerdi.
Öpüşüp, koklaştık. Bizim için birbirine
paralel, yan yana iki uzun masa hazırlamışlardı .Albenisi güzeldi. İklil,
''Madem ki ilk geldim, cam kenarı benimdir. '' diyerek, hemen mevzilendi.
Fırsatı kaçırmayan Sema da, hemen O'nun karşısına konuşlandı. Ömer'in yanına
Feyyaz, benim yanıma sevgili ortağım Serap oturunca, benim keyfime diyecek
kalmadı. Herkese, böyle iki güzel kadın arasında oturmak nasip olmaz. Her
ne kadar karşımdaki Ömer'in ürküntüsünden, lafımı, sözümü, hareketlerimi
tartmak zorunda kaldımsa da, keyfim yerindeydi .Ben hemen, diğer uzun masanın
cam kenarındaki 4 sandalyesini kapatarak, geceyi onurlarına düzenlediğimiz
Celkan çiftine ve sürpriz misafirlerimize yer tuttum .Zaten Cevdet'i, masa
başı ağabeyi diye onurlandırıp, sonrasında ortada sandık gibi arada bir
yere oturtmak yakışık almazdı.
Kapıda, İngiliz ekolünün temsilcisi Tuncay, yanında lady Bülvin ve Doğan-Sevinç
çifti göründü dediklerinde, hemen yerimden seyirterek,yanlarına gittim.
Dağ dağa kavuşamaz ama insan insana
kavuşurmuş sözünün, her zaman geçerli olmadığını yaşayarak gördüm .Hepimiz
öyle şişmandık ki, ( Eşleri kastetmiyorum.) bir türlü kavuşamıyorduk. Sema
da, elinde kamera ile bu kavuşamama anını belgeliyordu. Kahkaha makinamız
Sevinç, Serap'ın yanına, Tuncay'ım ise, O'nun karşısına oturdu .Şimdi artık
Feyyaz zor durumdaydı. Sağında, Ankara dolaylarından , sertliği ve aksiliği
ile ünlü, vurdu mu deviren Berbat Süleyman, solunda ise, Kongo dolaylarından,
güler yüzü ile meşhur İngiliz stilinde dövüşün, damarlarında asil üye kanı
dolaşan Tuncay'ım vardı. Böyle maçlarda, arada kalan hakemin yumruk aldığı
ve bir daha da iflah etmediği, görülmemiş bir şey değildir....
Sevgili Doğan, tam oturmuştu ki, enine heybetli iki arkadaşımız daha salona
girdiler. Bunlar tabii ki, Bedii ve Eser idi .Eşlerini sorduğumuzda, Nilüfer
ve Fahiran'ın daha sonra geleceklerini söylediler. Yeni düzende böyleymiş.
Kadın kısmısı, en az yarım saatlik mesafe geriden gelecekmiş. Bir bildikleri
vardı, mutlaka. Ardından, Tunaya ve İnci geldiler. Onları diğer masada,
Cevdet'in henüz gelmemiş olan manevi şahsiyetinin yanına oturttuk .Böylece,
bana da çok yakın olacaktı ki, O'nun tuzluklara karşı olan aşırı ilgisini
kontrol altında tutabileyim .Ardından Ateş ile Esat, iki kibar beyefendi
gelip, Bedii ile Eser'in yanlarına, sonra gelen Müjdat ve Binnur ise, Tunaya'lara
kaynadılar. ( Sevgili Ferhan, hepimize ismi ile hitap ettiği halde, Ateş'den
gıyabında bile, Ateş Bey diye bahsediyor .Sebebini sordum. '' O her zaman
giyimine dikkat ediyor, mutlaka kravatlı ve sizin gibi sululuklar yapmıyor.
O'na Ateş Bey demek gereğini duyuyorum.'' şeklinde cevapladı. Sevgili ateş,
bizim imajımızı zedeliyorsun. Bizler, her toplantıda kravat takamayacağımıza
göre, sen bari biraz daha spor giyinip, bizleri kurtar. )
Saat 20.13'de, gecenin şeref konukları, Danimarka kralı Cevdet, sevgili
eşi Marethe ile birlikte avdet ettiler. Yanlarında sürpriz olarak, 16 Selahattin
Akın'ın güzel eşi Sema hanımefendi ile, yakışıklı oğlu Can vardı. ( Fiziksel
özelliklerine ait bilgileri eşimden aldım. ) Sema hanım, avukatlık yapıyor.
Can ise, üniversite öğrencisi. Selahattin, Bodrum'da İtalya'ya göndermek
üzere, balıklardan fleto çıkarıyormuş. Bu konuda uzman olduğunu hepimiz
biliyoruz. Bir dahaki toplantıya aramızda olacağını söylediler. Ardından,
ağır top sevgili İbo ve eşi Vildan geldiler. Müjdat'ların yanında yerlerini
aldılar. Son olarak gelen sevgili Selim, eşi Lebruz ve sevimli kızları da
bizim masanın diğer ucunda yerleştiler. O tarafta ısıtıcılar olduğunu ve
Selim'in uyanıklık yaparak ,sıcak bölgede yerleştiğini daha sonra idrak
edebildik. Bir süre sonra da, Fahiran ve Nilüfer avdet ettiler. Kadro tamamlanmış,
29 kişi olmuştuk. Ben, oldum olası Nilüfer ve Yasemin isimlerini karıştırırım.
Sevgili Nilüfer'e, Yasemin dedikçe, Bedii fena halde huzursuz oluyor .Beni
kenara çekip, '' Oğlum, senin yüzünden karım bana ''Kim bu Yasemin?'' ,
diye hesap soracak.'' şeklinde uyardı. Bundan sonra daha dikkatli olacağım.
Cevdet'ler gelmeden ,sevgili Tuncay söz alarak, adet olduğu üzere, önce
kaybettiğimiz arkadaşlar sonra Zeki gibi uzakta olanlar ve bu gece gelemeyenler
için kadeh kaldırarak ,özlü bir açılış konuşması yapmıştı. Biraz da sevgili
Ente'nin kulaklarını çınlattık .Tuncay bir ara, '' Ulan ,iyi ki aranızda
benim takma adımı hatırlayanınız yok.'' dedi. Oysa ben, araştırmacı bir
gazeteci olarak, Tango, Mango ve KONGO hakkında çok şey biliyordum. Bu vesileyle,
1- Mart yazısında atladığım bir diyaloğu yazıyorum.
Panna'da sevgili Tuncer'e, '' Oğlum, herkesin takma adının bir hikayesi
var. Seninki nedir? '' diye sordum. Sağolsun kırmadı anlattı
.'' Ben İEL.'ye, dışarıdan 2-A'ya gelerek katıldım.'' dedi.
'' Oğlum o zamanlar, İKEA henüz açılmamıştı, Metro bile yoktu.'' diye bulaştım.
'' Sus ulan hıyar.'' dedi ve devam etti.
'' Bizim sınıfta, rahmetli Ata vardı. Bana baktı, oğlum sen dişleksin, senin
adın bundan sonra Ente'dir dedi.'' Bu kadar basitmiş yani.Sevgili Ata, nur
içinde yatsın. Benle de aynı sınıfta okudu .Bizlere önemli bir malzeme bırakmış
oldu.
Cevdet gelince, O da kısa bir konuşma yaptı. Dostlara kadeh kaldırdı, teşekkür
etti ve topu bana attı. Ben de, 5- Mart'ta doğum günü olan sevgili Levent
ve eşim Sema için bir defa daha kadeh kaldırttım. Gece gerçekten, herkesin
memnuniyetle ayrıldığı bir beraberlik şeklinde geçti .Zaman zaman küçük
gruplar halinde sohbetler yapıldı. Video ve fotoğraflar çekildi. Ömer ve
Tuncay'ın, ayırımcılık yaparak, bazı arkadaşlarla özel bir fotoğraf çektirdikleri
gözümden kaçmadı .Bir ara Dürr Ömer arayarak, gelemediği için hepimizden
tekrar tekrar özür diledi ve bir sonraki toplantıyı kaçırmayacağına dair
söz verdi.
Mönü zaten önceden belliydi .Ancak balık seçenekleri arasına torik de girmişti
.( Ben yedim, sevmedim.) Ama kalamarlar lezzetliydi. Paçanga böreğinin getirilmemesi,
o gece gözümüzden kaçtı. Ama hesabını soracağım. Bir de, bahşişi hesaba
katmayı unuttuğumdan ( 70 YTL. verdim.) ve ekstra açılan 3 büyük Tekirdağ
rakısı için çamura yatıp, 2 şişe parası için 120 YTL. ödediğimden, adam
başı 45 YTL. yerine 50 YTL. toplamak zorunda kaldım.Özür dilerim.
Toplantımız, Sevilla- FB. maçına denk gelmişti, mecburen. Çünkü, Celkan'lar
ertesi gün geri dönüyorlardı. Bu nedenle, bazı zayiatlarımızın olduğunun
farkındayım. Buna rağmen, bizlerle beraber olmayı yeğleyen koyu FB. 'li
arkadaşlarımıza, özellikle teşekkür ederim. Ancak tanrı da onları mükafatlandırarak
,penaltılarla da olsa turu geçmelerini sağladı. İspanya'da staddaki temsilcimiz
sevgili Ahmet Fehim, ölüp ölüp dirilmiştir her halde. Neyse ki mutlu son
ile bitti. Esat'ın erkenden ayrılmasını ,O'nun sabah 06.00'da tekneyi açmak
zorunda kalmasına yorumlamıştım. Sonradan sevgili Ferhan'dan, evde maçın
2. yarısını seyrettiğini öğrendim. Ne de olsa, eski tilkilerden. Beni gafil
avladı. Bilsem, içkisine ilaç koyar, gitmesini engellerdim. Gece boyunca
Latif, belki bir sürpriz yapar gelir diye, kapıyı gözledim.
23.30 gibi çay ve kahvelerimizi içip, dağılmaya başladık. Bütün gece, özellikle
kendisini kolladığım halde, sevgili Tunaya, bir yolunu bulup, 2 tuzluk atmıştı
cebine. Ama çıkışta, polis kökenli garsonlar tarafından biraz da benim gayretimle,
yakalandı. Hemen tuzlukları, benim cebime sokup kurtulmaya çalıştıysa da
,anlayışlı olan polisler, '' Beyefendi, bizim hediyemiz olsun.'' şeklinde
jest yaptılar. Ama Tunaya kabul etmedi, hızla uzaklaştı. Çıkışta Sema hanımın
arabasını, bahçedeki polislere ait kısımda park etmiş olarak gördük. Orası
müşterilere yasak. Meğer bizim uyanık Cevdet, kapıda hüviyet sorduklarında
'' Ben polisim.'' demiş. Onlar da içeriye buyur etmişler. Ömer'ler, Feyyaz'lar
ve Cevdet'lerle ,bizim evin yolunu tuttuk. Marethe yorgundu. Üstelik ertesi
gün yolculuk var. Bu nedenle, briçten vazgeçip, 1 saat kadar sohbet ettik
ve günü noktaladık. Sık sık böyle mutlu beraberlikler yaşamak umuduyla...
Grubun delisi Tayfun
(Orijinal boyutunu indirmek için resim üzerineçift klik yapmalısınız.)
.